2 Ocak 2014 Perşembe

GELENEKTEN GELECEĞE. (19. baskı. İstanbul: Timaş, 2013)

EN ÖNEMLİ CÜMLELER
“Türk romanı, Tanzimat’tan bu yana değişen çevreyi algılayamayan aydının elindedir.” (23.s.)

“Günümüz aydını kendini ifade etmek istediğinde herhangi bir Ortadoğu ülkesinin aydınına göre çok daha az tabu ile karşılaşıyor. Bunda laik gelişmelerin büyük payı vardır. (24.s.)

“Belki bu imkan ve alışkanlığı edinmek konusunda Avrupalılar gibi uzun mücadeleler geçirmediğimizden olacak, laik ideolojinin resmen yerleştirilmesinin Türkiye toplumu için ne büyük bir tarihi imkan olduğunun bilincinde değiliz”. (24.s.)

“Geleneksel kültürü aramak, Türk toplumunun özgünlüğünü saptamak ve Türk romanını kendi özgün koşullarımızIa yaratmak gibi teorik safsataların hiçbir anlamı yoktur. Asılolan, zengin içerikli roman yazmaktır. “ (25-26.s.)

“Kendi içine kapanık insanlar verimsizdir ama toplumlar saldırgan ve zararlı olur. Türk aydınının dünyaya kapalı olduğunu söylüyoruz ama açıldığı zaman daha beter kapandığını pek söylemiyoruz. (25-26.s.)

" ... Dış dünyaya hem kendi değerler sistemimizden koparak, hem de onlara bağlı kalarak birlikte bakmayı bilmek gerekir. Türk aydını idarenin sansüründen önce kendi kafasındaki sansürü ve kapalılığı yıkmak zorundadır.” (25-26.s.)

“19. yüzyıl sonunun girdabına karşı durmak zorunda kalan Osmanlı Türk aydınları, onun bu günlük politikası yüzünden kara cahil kaldılar. Bu ezik adamlar Meşrutiyet'ten sonra bir imparatorluğu sırtlayıp ateş ortasından geçeceklerdi, geçemediler tabii ...”  (28.s.)

“Osmanlı siyasi ve kültürel tarihini 19. yüzyıldaki kadar ahmaklık ve zekanın bir arada sırtladığı görülmemiştir. “ (30.s.)

“Bu ülkede şimdiye kadar en saygın iş gören ve ilerleme gösteren takım, aydınlardır.” (32.s.)

“Osmanlı imparatorluğu 15-17. yüzyıllardaki klasik eskiçağ ve Ortaçağ imparatorluklarını adeta restore ederek yeniçağ imparatorluklarının böğrüne uzanmıştı. Ama askerlik ve yönetimdeki başarıları, bilim ve düşünce hayatındaki eserlerle paralellik göstermiyor.”. (48.s.)

“Yıkılış diye adlandırılan dönemde Türk dili daha da gelişmiş, toplumsal, idari kurumlarımız modernleşmiş, nihayet Türkler ve diğer Osmanlı milletleri çağdaş anayasal sisteme geçişte önemli adımlar atmışlarsa, bunun niçin gerileme ve yıkılış diye betimlendiğini hala anlamış değilim.” (58.s.)

“Osmanlı bilginleri gördükleri saygıya oranla, çağlarının bilimini, Yeniçağ dünyasının uyanışını toplumlarına  getirememişlerdir.” (81.s.)

“Ortada bir gerçek vardır: Türkçe klasik biçimine henüz ulaşmamıştır.” (87.s.)

“1930'lardaki sadeleşme hareketi 100 yıldır süregelen bir keşmekeşi bitirmeyi amaçlayan gerekli bir radikal girişimdi. Bu nedenle dil devrimini Türkiye tarihinin övünçle sahip çıktığımız bir olayı olarak nitelendiriyoruz.” (90.s.)

“ Türk aydınının asıl dikkatle kendisini eğitmesi gereken alan, ana dilinde düşünme alışkanlığıdır, yani cümlenin yapısını iyi kurmasıdır.” (92.s.)

“Türk dili, düşünürken kelime ve cümle yapısını iyi değerlendiren yazarlarla gelişecektir. ” (93.s.)

“Türkiye tarihinin mutlu bir olayı Arap, Iran, Yunan, Slav vs. gibi kültürlerin üzerinde yerleşmiş olmamızdır. “ (93.s.)

“Bizim toplumumuzda devlet otoritesini her yere sokmak eğilimi pek yaygındır..” (95.s.)
“Türkler tarihi boyunca bağımsız yaşamış ve dillerini hem bürokraside, hem de edebiyatta kullanmış bir ulustur. “ (97.s.)

“Türk dil devriminin büyük önderi Atatürk, bu nedenle Dil Kurumu’nu önerilere rağmen Akademi haline getirmemiş, bir dernek olarak bırakmıştı”. (98.s.)

“Maalesef bizim ülkemizde, seçkin geniş bir kadro oluşturacak sayıda büyük dil bilginleri yoktur”. (98.s.)

“Yeni Türk alfabesi, Türk fonetiğinin özellikleri iyice düşünülerek hazırlanmıştır ve bugünkü Türk alfabesi sayesinde Türkçe, imla sorunu en az olan dillerdendir”. (109.s.)

“Türk toplumu harf devrimi ile büyük bir değişmeye girmiş değildir, değişmeye giren Türk toplumu harfleri değiştirmek zorunda kalmıştır. Ancak bu değişiklikten 1928'de en hararetli taraftarlar bile çekiniyordu. Kararı tek başına veren Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) olmuştur.” (111.s.)

“Bizde kentsoylu düzeni başlangıcından itibaren ulusal değil de, uluslararası gücün uzantısı olduğu için lonca kültürünü temel almak şöyle dursun, bir kenara kakalamıştır.” (144-145ss.)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder